Obsesif Kompulsif Bozukluk

OKB Tedavisi (Obsesif Kompulsif Bozukluk Tedavisi) Bloguna Hoş Geldiniz.

Obsesif Kompulsif Bozukluk, kısaltılmış haliyle OKB, anormal psikoloji alanındaki önemli sorunlardan biridir. Bu rehberde, obsesif kompulsif bozukluk ve obsesif kompulsif bozukluk tedavisi hakkında ayrıntılı bir içeriğe ulaşacaksınız. Size tavsiyem, içeriği dikkatlice, belki birkaç kere okumanız. Çünkü psikoloji alanına vakıf değilseniz, ilk kez karşılaşmış olabileceğiniz kavramlar sizin için zorlayıcı olabilir.

OKB Tedavisi rehberinde şu alt başlıklara yer verilmektedir:

  • Obsesyon Nedir?
  • Kompulsiyon Nedir?
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?
  • Obsesif Kompulsif Bozukluğun Temel Özellikleri Nelerdir?
  • OKB Tedavisi Nasıl Olur?

Obsesyon Nedir?

Türk Psikiyatri Derneğinin tanımına göre obsesyon kişinin zihnine girmesine engel olmadığı ve zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelişir, mantık dışı olarak değerlendirilir ve yoğun sıkıntı, huzursuzluğa bir başka deyişle anksiyeteye sebep olurlar.

Obsesyon kişinin mantıksız olduğunu bilmesine rağmen, inatçı, girici, tekrar edici bir şekilde zihne gelen, sıkıntı verdiği halde kişinin düşünmekten kendisini alıkoyamadığı düşünsel yaşantılardır. Günlük yaşam problemleri ile ilgili abartılı endişeler obsesyon değildir. Kişi bu düşüncelerin kendi iradesinin dışında olduğunu bilir. Bu düşünceleri ve dürtüleri bastırmaya veya yok saymaya çalışır. Başka bir düşünce veya eylemle gidermeye çalışır. Kişi kendisinde kaygı oluşturan bu düşünceleri aklından bir türlü atamamaktadır. Başlangıçta çok rahatsız edici ve mantıksız olarak yaşanan yineleyici düşünceler, imgeler yada düşlemler (Örneğin; bir ailenin çocuğunu öldürme dürtüleri veya bir annenin kendisine ya da çocuklarına mikrop bulaşması korkuları) şeklinde olabilmektedir. Bu tarz düşünceler kişi tarafından önemsenmemeye veya baskı altında tutulmaya veya başka bir davranış ve düşünce ile etkisiz hale getirilmeye çalışılır. Kişi bu düşünce imge ve dürtülerin manasız ve oluşan korkunun saçma olduğuna dair kavrayış içindedir. Kişi kendini bunların içinde bulmaktadır. Kişide korku oluşturan bu düşünce, dürtü ve imgeler engellenme ile karşılaştığında daha da önemli hale gelmekte ve kişi bunları engellemek veya etkisizleştirmek için birtakım davranışlar geliştirmektedir.

Obsesyon, kişinin zihnini sürekli meşgul eden, kişinin bütün engelleme ve reddetme çabalarına rağmen tekrarlayan, istenmeden gelen düşünceler, dürtüler ve imgelerdir. Obsesyonun en iyi tanımını Schneider yapmıştır. Schneider’e göre obsesyon bir insanın kendini bir bilinç içeriğinden çıkaramadığı zaman gün yüzüne çıkar. Bu ortaya çıkan düşünceler kişinin aklından atamadığı veya aklını meşgul eden ısrarlı düşünceler, dürtüler, imgeler, şüpheler ve korkular şeklindedirler. Eğer obsesyonlar eyleme dönüşürlerse kompulsiyon adını alırlar.

Kompulsiyon Nedir?

Kompulsiyonları Rosqvist ve Norling (2008) şöyle tanımlamaktadır; davranışsal ve/veya bilişsel olan kurallar ve stereotiplerle yön bulan, aşırı derecede tekrarlayan, anlamsız ve amaçlı davranışlardır. Kompulsiyonlar “istemli” fakat “dayatıcı” niteliktedir. Düşünce içeriği iki-değerlilik (ambivalance) duygularını barındırmaktadır.

Salkovskis ve Kirk (1989) kompulsiyonları istemli davranışlar olarak tanımlarlar. Bunlar gözlenebilir davranışlar veya düşüncelerdir. Kompulsiyonlar kişinin obsesyonlarla karşılaşmasına engel olarak obsesyonların sebep olduğu anksiyeteyi azaltırlar. Böylece bu davranışlar öğrenilir ve tekrar tekrar yapılırlar.

# Obsesif Düşüncelerin Özellikleri Nelerdir?

Obsesif düşünceler aşırıdır, sürekli ve rahatsız edicidir. Bu düşünceler bağlantılı kompulsif eylemlerle gündelik etkinlikleri önemli derecede aksatır. Bununla birlikte yapılan araştırmalardan anlaşıldığı gibi normal ve anormal obsesyonlar ve kompulsif davranışlar bir süreklilik halinde var olur ve obsesyonların sıklığı, yoğunluğu, obsesyonlara ve kompulsiyonlara ne derece direnç gösterdiği dolayısı ile ne derece rahatsızlık verdiği bakımından farklılık gösterir. Obsesif düşünceler çoğunlukla kirlenme, başkasına veya kendine zarar verme korkuları ile patolojik kuşku biçiminde baş gösterir. Bunların ardından oldukça yaygınlık gösteren diğer obsesyonlar; simetri endişesi, cinsel obsesyonlar, dini veya saldırganlıkla ilgili obsesyonlardır. Farklı kültürlerde de bu sıranın oldukça tutarlı bir şekilde sürdüğü görülür.

Rado 1959’da obsesif kompulsif durumları aşırı tepki nevinde bir bozukluk olarak yorumlamıştır. Aşırı tepkiler, tehlike anında kendi imkanlarının yetersiz olduğu durumlarda gelişir. Böyle bir durumda duygular dışa vurularak anksiyeteyi azaltacağı yerde daha da fazla zarar verici hale gelir. Zorluklar azaltılmaz yanına yenileri eklenir. Freud’a göre aşırı tepki şeklinde kendini gösteren denetim bozuklukları daha çocukluk çağlarında anne babanın cezalandırıcı tutumu veya cezalandırma tehditlerine bağlı olarak gelişir.

Salkovskis ve Kirk (1989) obsesyonları anksiyeteye koşullanmış düşünceler olarak tanımlamaktadırlar. Normal şartlarda bu düşünceler daha fazla koşullanma olmaksızın tekrarlanması, düşüncelerin sönmesine yol açar. Fakat obsesif düşüncelerin sıklığı kompulsiyonlar nedeniyle azalma gösteremez.
Obsesyonlar bireyin kabul edemediği tekrarlayıcı düşünce, imge ve dürtülerdir (impulse). Bunlar subjektif sıkıntıya yol açarlar ve kişi bu sıkıntılara karşı koymaya çalışır.

Obsesyonlarda önemli kabul edilen en belirgin şey kişinin obsesyonlarına direnmesidir. DSM-3R’de obsesyonların ego distonik olduğu ve kişinin bunları bastırmaya çalıştığı bildirilmektedir. Obsesyonlarda dış uyaranların etkisi de görülmektedir. Örneğin keskin objeler, insanlar, kelimeler gibi birçok uyarıcı obsesyonları tetikleyebilmektedir. Obsesesif düşünceler benliğe yabancı kabul edilmektedir. Kişide sanki bu düşünceler dışardan geliyormuş izlenimi oluşturmaktadır.

Zihin alanına zorla girmekte ve kişiyi etkisi altına almaktadır. Sıkıntı verici korku duygusu veya kötü şeyler olacak endişesiyle birlikte bulunmaktadır.

Obsesyonlar zihninize davetsiz olarak bir anda giren, istenmeyen, uygunsuz, sıkıntı verici takıntılardır. Bunlar bir kere akla geldiklerinde gönderilmesi çok zor düşüncelerdir. Bütün dikkati ele geçiren obsesyonlardan dikkati başka bir şeye çevirmek çok zordur. Dikkati başka yere çevirmeyi başarmak sadece anlık olmaktadır. Kısa bir sürede obsesyon tekrar tekrar aklı meşgul etmeyi, kontrolü ele almayı başarmaktadır. Obsesyonlar kişinin ahlak anlayışına, değerlerine, ideallerine ve hedeflerine uymamaktadır. Obsesyonlar istenmeyen, hoş karşılanmayan, kişinin kontrolü dışında tekrar eden ve hoş olmaya konular hakkında düşüncelerdir.

Kişi bunların mantıksız, saçma ve gerçekle bağdaşmayan düşünceler imgeler ve dürtüler olduklarını bilir. Bu düşüncelere karşı hasta her zaman direnme çabasındadır. Obsesyonlar kişinin bilincinde değişiklik yapmadan, kişinin iradesini boyunduruk altına alırlar. Belirtiler duygulanıma ve eyleme eşlik etsin veya etmesin belli bir gerilim çerçevesinde hissedilirler. Ego belirtileri kuşatmayı reddeder. Zaman içinde ego belirtilere sağlıklı olmayan değerler vererek mücadeleye başlar. Buradaki amaç belirtilerin yarattıkları sıkıntıdan kurtulmaktır. Üst benlik ise giderek daha katı ve acımasız bir kimlik kazanır. Bu nedenle içgüdüsel savunmaya karşı savunacak gücünü kaybeder ve sonuçta ne gördüklerine ne duyduklarına ne de anımsadıklarına inanır hale gelirler.

Obsesyon Çeşitleri (Alt Tipleri) Nelerdir?

# Bulaşma-Kirlenme Obsesyonu Nedir?

Oldukça yaygın görülen bir obsesyondur. Genellikle tuvalete girdiğinde üzerine idrar sıçramış olabileceği, biriyle tokalaşsa veya kapı kolunu tutsa mikrop bulaşabileceği, para türü nesnelere dokunduğunda idrar, dışkı, meni veya mikrop bulaşabileceği tarzında ortaya çıkmaktadır. Kişi bu pis olarak algılanan şeylerin bulaşacağı ile ilgili korkular yaşanmaktadır. Bu nedenle rahatsızlığı yaşayan kişilerde kirlilik veya pislik gibi obsesyonların içeriği ile ilgili bir kaçınma mevcuttur (Köroğlu, 1995). Bu tür düşünceler kişinin eşyalara dokunmaktan, insanlarla yakın temas kurmaktan kaçınmasına sebep olmaktadır. Bu obsesyonu yaşayanlar ellerinin veya bedenlerinin kirli olabileceğine dair takıntılı düşüncelerden kendilerini alamamaktadırlar (Doğan, 2009). Genellikle bu obsesyona yıkama temizleme kompulsiyonu eşlik etmektedir.

Kişi çevre kirliliğinden fazlaca endişe edebilmekte, evde gezen böceklerin pislik bulaştırdığını düşünebilmekte, atıklardan ve yapışkan maddelerden tedirgin olabilmektedir.

Genel olarak kirlenme korkusu temiz olmadığı düşünülen veya pislikle temas ettiği zannedilen uyaranlarla alakalıdır. Bu kirlendiği varsayılan nesnelerle karşılaşmamak için anlamsız kontrol davranışları geliştirilmektedir. Eğer bu davranışlar önlenemezse temizleme veya el yıkama gibi ritüeller kendini göstermektedir. Yıkama işleminin şiddetini algılanan tehlikenin derecesi belirlemektedir.

# Patolojik Şüphe/Kuşku Obsesyonu Nedir?

Kişi bir eylemin yapıldığından emin olamıyorsa kuşku obsesyonundan söz edilebilir. Örneğin bu tarz obsesyonları olan kişi fişi çektiğinden, kapıyı kapattığından ve buna benzer durumlardan emin olamama durumunu yaşamaktadır. Genellikle kontrol etme kompulsiyonları ile birlikte görülür.

Kararsızlık ve duraksamayla beliren düşünce karışıklığında, kişinin düşünceleri iki seçenek arasında bir türlü karara ulaşamamakta ve birçok kez gidip gelmektedir. Bunlar gerçek anlamda düşünceler olmayıp amaçlı düşünceyi ortadan kaldıran düşünce etkinlikleridir. Kararsızlığa konu bir inanç, öneri, gözlem veya bir anı olabilmektedir. Bazen bir konudan diğerine atlamalar olabilmektedir. Kuşkuları ve kararsızlığı öylesine kocamandır ki kişi ne belleğine ne de gözleriyle gördüklerinin gerçekliğine itimat edebilmektedir.

Kuşku obsesyonlarında eylemin yapıldığından emin olamamam durumu söz konusudur. Bu nedenle defalarca kontrol etme gereksinimi duyulmaktadır. Hatta bu kompulsiyonlar kişiyi işinde, sosyal hayatında ve aile hayatında işlevsiz hale getirmektedir.

# Somatik Obsesyon Nedir?

Bedensel obsesyonlar arasında en fazla görünen obsesyon türü hastalık kapma obsesyonudur. Bu hastalar en ufak bir rahatsızlığı dahi bir felaket olarak algılamaktadırlar. Kendini gelebilecek her türlü hastalıktan olabildiğince korumaya çalışmakta ve bunun için çeşitli önlemler almaktadırlar.

Ölümcül hastalıklara yakalanma korkusuyla sürekli yüz yüze kalma korkusu yaşamaktadırlar. Kanser, AIDS, kuduz gibi hayatı tehdit eden güncel hastalıklara yakalanma korkusunun yaşandığı obsesyonlardır. Böylesine hayatı tehtit eden hastalıklarla karşı karşıya kaldığını düşünen kişi sürekli bunlara yakalanma korkusunu yaşamaktadır. Buna bağlı olarak da kişide kendini koruma amaçlı kompulsiyonlar gelişmektedir.

# Düzen ve Simetri Obsesyonu Nedir?

Bu obsesyonlar, nesnelerin ve olayların belli bir düzen ve konumda olması ile karakterizedirler. Eşyaların, kesin bir simetri ile istedikleri şekilde olması gerekmektedir.

Eşyaların simetrik ve düzenli olmamasından rahatsızlık duyma, pantolonunun ütüsünün jilet gibi olmadığı düşüncesiyle huzursuz olma (Tan, 2013) şeklinde obsesyonlardır.

Simetri obsesyonu olan bir kişinin bütün günü kurduğu simetri ve düzeni korumaya çalışmakla geçmektedir. Vakitlerinin çoğunu evdeki her şeyi belli bir sıraya göre dizmekle geçirmektedirler.

# Saldırganlık/Zarar Verme Obsesyonu Nedir?

Tiksindirici takıntılar olarak da kategorize edilebilirler. Şiddet ya da zarar verme konulu obsesyonları sevdiği bir kişiye dehşet verici şeyler yaptığına dair zihinsel görüntüler, masum birine istemeden zarar vereceğine dair düşünceleri içermektedir. Bu insanlar çevredekilere zarar vermekten korkmaktadırlar. Çocuğumu camdan atar mıyım, kadınlara saldırır mıyım şeklinde endişelerle huzursuzluk yaşamaktadırlar. Saldırganlık obsesyonları içeriğinde genellikle ya kendine ya da başkasına yönelik fiziksel şiddet, öldürme, yaralama, çeşitli şekillerde zarar verme düşünceleri olarak görülmektedir.

Dehşet verici bir eyleme geçme korkusuyla kişi birden birini, çoğu zamanda sevdiği birini öldüreceği düşüncesine kapılmaktadır. Sevdiği birini köprüden aşağı itme arzusu veya bıçak saplama arzusunda olduğu gibi örnekler verilmektedir. Böyle bir istekten çok “ya denetimimi yitirirsem ve böyle bir eylemi gerçekleştirirsem” korkusu olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin bir genç kadın, çocuğunu balkondan atma endişesi yaşamakta; bir başkası eşini uyurken boğazlamaktan korkmakta; genç bir adam günün birinde camdan attığı portakal kabuğuna birinin basarak kayıp öldüğünü düşünerek rahatsızlığını yenememektedir. “Arabayla geri geri giderken birini ezdim mi acaba?”, “yemeği pişirdiğim tencere temiz miydi acaba?” gibi örneklerle konu anlaşılır kılınmaktadır. Zarar verme obsesyonları düşünsel obsesyonlardır ve bu düşünceler eylemle eş değer tutulmaktadır. Bu obsesyonu yaşayan kimseler, makas, bıçak gibi sivri şeylerden uzak durmaya çalışmaktadırlar. Sevdikleri kişilere zarar vereceklerinden endişe ettikleri için onlarla yalnız kalmamaya özen göstermektedirler. Bazıları ise sadece kendisine zarar vermekten korkmaktadır. Örneğin kendini arabanın önüne atmaktan korkan bir kişi gibi. Çeşitli şekillerde kendisine veya başkasına zarar verme düşünceleri şeklinde ortaya çıkan obsesyonlardır. Bu obsesyonları taşıyan kişiler çevrelerinde bıçak, makas ve benzeri sivri nesneleri bulundurmaktan, sevdikleri kişilerle yalnız kalmaktan kaçınmaktadırlar.

# Cinsel Obsesyon Nedir?

Cinsel obsesyonlar, istenmeyen cinsel içerikli davranışlarda bulunacağı endişesini içermektedir. Cinsellik sık rastlanan obsesif konular arasında bulunmaktadır. Bu obsesyonlar utanç verici ve kabul edilemez içeriktedir. Bu insanlar sapıklık derecesinde cinsel içerikli düşünceler, dürtüler veya hayali görüntülerle boğulmaktadırlar. Uygunsuz insanlarla erotik görüntüleri gözünün önünden uzaklaştırmakta zorlanmaktadırlar. Cinsel obsesyonu olan kişiler anne-babasıyla veya çocuklarıyla ilişkiye gireceği düşünce veya imgelerine sahiptirler. Eşcinsel olmakla ilgili korkular barındıran düşünceler şeklinde de görülebilmektedir.

Cinsel içerikli ürkütücü düşünceler bazen bir genç kızın “ya yolumu değiştirip genel eve gidip orada çalışmaya başlarsam” korkularını uyandırır veya bir başka genç kızın bir dükkanın önünde oturan erkeklerin yanından geçerken, o sırada açık bir pencereden gelen köçekçe müziğine soyunarak dans edersem korkusunun uyanması tarzında yaşanabilmektedir.

Agresif ve cinsel obsesyonlara sıklıkla sorma-anlatma kompulsiyonları eşlik eder. Yapmaktan korktukları istenmeyen şeyi yapmayacaklarına dair sürekli güvence ararlar. Etraflarındaki insanlara sorarak ve anlatarak endişe ettikleri düşünce, dürtü veya imgeden emin olmaya çalışırlar. Cinsel obsesyonlar kompulsiyonsuzda görülebilmektedir. Bu obsesyonların içeriği çoğunlukla kabul edilemez nitelik taşımaktadır. Kişi ebeveynleri ile çocukları ile veya kendi cinsinden biriyle cinsel ilişki yaşadığına dair düşüncelere ve imgeleri sahip olabilmektedir.

# Büyüsel Düşünce ve Batıl İnanç Obsesyonu Nedir?

Bu tarz obsesyonlarda kişi aklına gelecek kötü şeylerin gerçekleşmesinden korkmaktadır (Tükel, 2000).

# Dini Obsesyon Nedir?

Dini obsesyon “scrupulosity” kelimesi ile ifade edilmektedir. Bu kelime Tanrı, günah ve bir dini davranış ve bağlılığın yeterliliği konusunda kalıcı şüphelere sahip olma eğilimi ile karakterizedir.

Dinen günah olan şeyleri yapma isteğine engel olamama korkusundan oluşur. Allah var mı yok mu? Tarzında sorulardan kurtulamama  şeklinde olabilir. Sıklıkla dini hassasiyeti olan insanlarda günah sayılan düşüncelerin akıldan geçmesi ile ortaya çıkan obsesyonlardır. Bu obsesyonlar çoğunlukla yineleme yıkama kompulsiyonları ile birlikte görülmektedir.

# Biriktirme Obsesyonu Nedir?

İstifçilik yaygın bir belirti olmasına rağmen bu olguların klinik tabloya hakimiyeti azdır. Çoğu zaman istifçilik sonucu evlerin veya işyerlerinin dolması ve işlevini görememesi üzerine profesyonel yardım aranmaktadır (Şahin, 1997).

# Diğer Obsesyonlar

İçeriğinde bir şeyler kaybetme, bilme veya hatırlama ihtiyacı, doğru şeyi söylememe ve bazı şeyleri söyleme korkusu olan obsesyonlar. Dehşet içermeyen istenmeyen görüntüler içeren obsesyonlar. Anlamsız sesler, kelimeler ve müzik duyma. Uğurlu/uğursuz sayılar, özel anlamlı renkler ve batıl itikatlara dayalı obsesyonlar sayılabilir

Kompulsiyon Nedir?

Kompulsif ritüellerin beş temel şekli bulunur. Bunlar temizleme, kontrol etme, tekrarlama, düzenleme/dizme ve sayma ritüelleridir. Birçok kişide birden fazla ritüel bulunur. Daha az sayıda insanda, birtakım günlük yaşantıların örneğin yemek yeme veya giyinmede gereğinden fazla yavaşlık, nesnelerin simetrik veya eşitleştirilmiş olmasını sağlama ritüelleri görülmektedir

Hem temizlenme hem de kontrol etme ritüelleri defalarca tekrarlanmaktadır. Bu nedenle tekrarlanan saymada bu ritüellerle beraber görülmektedir. Kompulsif eylemin gerçekleştirilmesi gerilimi azaltarak bir doyum ve kontrol duygusu oluşturmaktadır. Fakat kaygı çok geçmeden geri gelmektedir. Böylece gelen kaygıyla baş edebilmek için bu ritüeller tekrarlanmaktadır. Bir çok insan kompulsif davranışlar sergiler, fakat bunun bir bozukluk olarak tanımlanması bu davranışın kaygı veya rahatsızlığı tetikleyen obsesyonlara (Bakınız: Obsesyon Nedir?) bir tepki olarak ortaya çıkmasıyla mümkün olmaktadır. Kişi davranışının abartılı veya aşırı olduğunu fark etmesine rağmen davranışını sonlandırmakta güçlük çekmekte veya hiç sonlandıramamaktadır.

# Kontrol Etme Kompulsiyonu Nedir?

Sıklıkla görülen kompulsiyonlardan biridir. Mükemmelliyetçilik, emin olamama, kuşku, kararsızlık tarzında düşüncelerle anlamlılık içinde olduğu varsayılmaktadır. Felaket yaşanacağı endişesinin şiddetine göre kişi kendisini veya başkasını yada sahip olduklarını koruma amaçlı tekrarlayan kontrol etme davranışları geliştirir.

Kişi evden ayrıldıktan sonra defalarca geri döner ve kapıyı kapatıp kapatmadığını kontrol eder. Fişi çekip çekmediğinden emin olmak için defalarca tekrarlanan davranışlar sergiler.

Evinden ayrıldığında duraksar hava gazı musluğunu veya kapıyı kapatıp kapatmadığı ile ilgili kararsızlık yaşar. Kararsızlığını yenmek için geri döner fakat dışarı çıktığında tekrar aynı kararsızlığa düşer. “Emin olabilmek” için bu işlemi birkaç kez tekrarlar, başka bir örnekte zarfın içine mektubu koyup koymadığı ile ilgili kararsızlık yaşar, zarfı açar fakat kapattıktan sonra yine aynı şüpheyi yaşar ve bu eylemini bir kaç kez daha tekrarlar. Bu kompulsiyonlar, evden çıkmadan önce bütün ışıkları, elekronik ev aletlerini ve kilitleri en az üç kez kontrol etme tarzında hafif olarak derecelendirilebilecek ritüeller olabileceği gibi arabayla kavşaktan geçerken birini ezmiş olabileceğini düşünerek, kavşağı defalarca kontrol edip bir iz aramak şeklinde çok ağırda seyreden ritüellerde olabilmektedirler.

# Yıkama / Temizleme Kompulsiyonu Nedir?

Bu tarz kompulsiyonlara örnek olarak; sürekli el yıkama, gıdaları yıkama veya evi tekrar tekrar temizleme, sürekli banyo yapma (Tan, 2016). Yıkama kompulsiyonlarına iyi bir örnek, dokuz saat boyunca banyoda kalan vücudu ve elleri iyice pembeleşmiş olan otuz yaşlarındaki kadının durumu olabilir (Geçtan, 2013). Bu yıkama işlemi, hafif ritüel tarzında kişinin 15-20 dakikasını alan davranış olarak veya kendini kanatacak kadar uzun ve sıklıkta çeşitli dezenfektanlarla yıkama tarzında davranışlar olarakta görülebilmektedir.

# Tekrarlayıcı Törensel Davranışlar

Bir takım davranışların, belli bir sayı ve tarzda tekrarladığı kompulsiyonlardır. Törensel davranışın yapıldığından emin olunamadığından emin oluncaya kadar davranışı tekrarlama söz konusu olabilmektedir (Tükel, 2000). Rutin hareketleri tekrarlama, tekrar okuma, yazma tarzında görülebilmektedir.

# Sayma Kompulsiyonu Nedir?

Yoldan geçen araçları sayma, gömleklerin düğmelerini sayma veya plakaları toplama gibi eylemler sayma kompulsiyonuna örnek teşkil edebilir. Bu tarz kompulsiyonlar zihinseldir, kompulsiyonlar arasında yer almaktadır.

# Sorma-Anlatma Kompulsiyonu Nedir?

“Ne dedin bir daha söyle?” , “Sana para verdim mi?” gibi sorular sorma-anlatma kompulsiyonlarını anlaşılır kılmaktadır.

# Simetri ve Düzen Kompulsiyonu Nedir?

Duvarda eğri duran resmi düzeltme, paraları Atatürk portresi üste gelecek şekilde dizme veya yürürken çizgilere basmama (Tan, 2016) örnek olarak gösterilebilmektedir.

# Biriktirme Kompulsiyonları

Evi çöp eve dönüştürme ve hiçbir eşyayı atamama aynı zamanda dışarda ne bulursa eve getirmek bu kompulsiyonların özelliklerindendir.

# Diğer İnsanları İçeren Törensel Davranışlar

Ailelerin ritüellere katılması “aynı sorunun cevabını almak için tekrar tekrar sormak” temizlik kompulsiyonlarında aileyi yardıma zorlama ve “belli davranışları yapmasını isteme” tarzındadır.

# Diğer Kompulsiyonlar

Zihinsel törenler (kontrol ve sayma dışında), aşırı liste hazırlama, söyleme, sorma veya itiraf etme gereksinimi, dokunma, vurma veya ovalama gereksinimi, göz kırpma veya gözlerini dikme törensi davranışları, tören haline gelmiş yemek yeme alışkanlıkları gibi kompulsiyonlardır. Dokunma kompulsiyonu, kişinin kendini belli nesnelere dokunmak zorunda hissettiği kompulsiyonlardır. Birçok insanın kültürel özelliklerinden kaynaklı olarak batıl inançları vardır. Örneğin kapıdan sağ ayakla çıkmak, merdiven altından geçmemek gibi.

OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) Nedir?

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) istenmeyen ve zorlayıcı obsesif düşüncelerin ve rahatsız edici imgelerin ortaya çıkması şeklinde tanımlanır. Bunlara genellikle obsesif düşünceleri ya da imgeleri nötrleştiren yada korkulan bir olayı yada durumu önlemeye yönelik kompulsif davranışlar eşlik eder. Obsesif-kompulsif bozukluk motor işleyişi etkiler düşünceyi değiştirir, ruh halini bozar, algıyı ve iradeyi zedeler. Bütün bunlar sosyal hayatta düzensizliğe, önemsenecek derecede hareket kaybına, aile düzeninin bozulmasına ve ekonomik güçlüklere yol açar. Bu açıdan obsesyonlar ve kompulsiyonlar sıkıntı verdikleri kadar zaman kaybına da, kişinin günlük yaşantısında, eğitim hayatında veya iş hayatında işlevini yitirmesine de neden olurlar (Butcher, 2011). Obsesif kompulsif bozukluk diğer bütün psikolojik rahatsızlıklar arasında bir fenomendir, çoğunlukla kişinin mağduriyetine utanç duygusu eşlik eder. Bu nedenle sıklıkla gizlenir veya saklı tutulmaya çalışılır (Steketee ve Barlow, 2002). Sosyal ve kişisel hayatını bu denli etkilemesine rağmen kontrol altına alınabilen bir psikiyatrik sorundur. Kompülsif davranışlar OKB’si olan kişi tarafından obsesyona engel olmak için aşırı kuralcı bir yapıda gerçekleşir. Buradaki amaç, korkulana engel olmak veya azaltmaktır. Kişi bu zorlayıcı düşünceleri kendisinin ürettiğinin bilincinde olmalıdır. Obsesif kompulsif bozukluğu olanlar, bu obsesyon ve kompulsiyonların ne kadar da mantıksız ve aşırı olduğuna dair sürekli bir “kavrayış” içindedir (Butcher, 2011).
Ulusal Epidemiyolojik Alan Araştırması (Epidemiologic Catchment Area, ECA) sonuçlarına göre OKB başlama yaşı takriben 23 bulunmuştur (Karno vd., 1988). Başka bir araştırmada kadınlarda başlangıç yaşı olarak 22 yaş civarı belirtilirken, erkeklerde bu yaş 19 olarak ifade edilmektedir (Sayar vd., 1999).

Obsesif Kompulsif Sorumluluk

OKB’si olan kişilerde çoğunlukla sorumluluk hissi abartılı olarak bildirilmiştir. Bu abartılmış sorumluluk duygusu, bir şeyi yapmayı düşünmüş olmayı, ahlaki açıdan yapmaya eşit olarak tanımlamaktadır. Örneğin; birine saldırmayı düşünmek ile saldırıyı gerçekten yapmayı eşit olarak kabul eder. Bu durum “düşünce-eylem kaynaşması” olarak bilinmektedir. Zararlı şeylerin oluşumuna engel olmak için kompulsif davranışlar gelişir. Örneğin; yıkama ve kontrol etme kompulsiyonları zarara engel olabilmek için güdülenir (Rachman vd., 1998). Sorumluluk algısı, obsesyonları olan normal bir insanla OKB sergileyen insanları birbirinden ayıran önemli bir etkendir. Sorumluluk algısı düşünceyi “korkunç” kılmaktadır. Bu nedenle normal biri obsesyonlarını kolaylıkla göndermeyi başarırken OKB’si olan biri obsesyonları nedeniyle acı çekmektedir (Butcher vd., 2011: 396).

Obsesif Kompulsif Bozukluk Tarihçesi

Obsesif-kompulsif bozukluğun hikayesi çok eskilere dayanmaktadır. Orta Çağ’da obsesyonları ve kompulsiyonları olan kişileri şeytanın ele geçirdiğine inanılmıştır. Paramedikal alana konu olan OKB 1467’de Alman Heinrich Kramer’in yazmış olduğu “Malleus Maleficarum” (Cadı Çekici) kitabında cadının nasıl çıkarıldığı anlatırken obsesyon ve kompulsiyonla, insanı şeytanın ele geçirmesi olarak tarif edilmiştir. Shakespeare’in Macbeth’ine konu olan cinayetinde de Lady Macbeth işledikleri bu cinayetin ağırlığını taşıyamaz ve her gece uyurgezer halde ellerinden arındıramadığı hayali kan izlerini yok etmeye kalkışır. Fakat bir türlü ellerini kan lekelerinden arındıramaz (Eyüboğlu, 1967).

1838’de Jean Dominique Esquirol (1772-1840), “dürtü monamanisi” tanımını yapar (Aslan ve Ünal, 1995: 107). Bunun anlamı istemsiz engel olunamaz aktivitedir. Böylece OKB konusunda yeni bir çığır açılmıştır.

1883’de Robert Burton “Melankolinin Anatomisi” kitabında, korktuğu için havuz kenarında bulunmaktan kaçınan ve kalabalıkta uygunsuz şeyler söylemekten endişelenen bir vaka sunmuştur.

1866’da Benedique Augustin Morel (1809-1873) obsesyon terimini kullanmıştır. Obsesyonları duyguların hastalanması olarak tanımlar (Akgün, 1989).

1878’de Carl Westpahl obsesyonları benliğe yabancı olan düşünceler olarak tanımlamıştır.
1903’de Pierre Janet, obsesyon ve kompulsiyonları fobiler gibi “psikasteni” adı altında ele almıştır. Bir diğer deyişle kuşku hastalığı olarak gördüğü obsesyon ve kompulsiyonları daha sonraları obsesif kompulsif nevroz olarak adlandırır (Öztürk, 2008).

Freud, olaya analitik açıdan yaklaşarak, bunların cinsel ya da agresif dürtülerden kaynaklandığını belirtir. Kızı Anna Freud bu dürtülerin yarattığı anksiyeteye karşı kişinin savunma mekanizmalarını devreye soktuğunu söylemiştir.
1911’de Paul Eugen Bleuler (1857-1939) OKB’yi şizofreni altında sınıflandırmıştır.

Obsesif Kompulsif Bozukluk Tanı Ölçütleri

OKB, 1980’de ilk defa yapılandırılmış sınıflandırmalardan DSM-III’e dahil edilmiştir (DSM-III, 1987). DSM-III-R obsesyonları düşünceler, kompulsiyonları ise davranışlar olarak tanımlamıştır. DSM-IV ise anksiyeteyi artıran özellikteki düşünceleri obsesyon, azaltan özelliktekileri ise kompulsiyon olarak sınıflamayı önermektedir. Buna ek olarak DSM-IV hekime “OKB, içgörüsü az olan tip” tanısı koyma imkanını sunmaktadır (Kaplan ve Sadock, 1989: 991). OKB Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanmış olan DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-Fourth Edition) sınıflama düzeninde anksiyete bozuklukları arasında görülmektedir (Karamustafalıoğlu vd., 2009). Fakat anksiyete bozukluklarındaki gibi bir kaygıdan söz etmek mümkün değildir. OKB’deki kaygı daha çok obsesyonların neden olduğu rahatsızlığa katlanamama durumudur. Bir şeylerin yolunda gitmediğine veya doğru olmadığına dair hissedilenlerdi. Bu durum “not just right-experiences” olarakta tanımlanmaktadır (Laura, 2004). Obsesyonlar nedeniyle yaşanan bunaltı OKB nin anksiyete grubu altında sınıflanmasına neden olmuştur. ICD-10’a (İnternational Clasification of Diseases-Then Edition) göre OKB “Nevrotik, strese bağlı ve somataform bozukluklar” altında yerini almaktadır (Bayraktar, 1997).
Günümüzde OKB ICD-10 ve DSM-IV gibi sınıflandırma sistemlerinde tanımlanmaktadır. Bu iki sistem birbirine oldukça yakın olmakla beraber DSM-IV OKB’yi kaygı bozuklukları altında sınıflandırması sebebiyle eleştiriye maruz kalmaktadır. Çünkü OKB’deki kaygı ikincil olması bakımdan da kaygı bozuklukları ile benzerlik göstermez (Dünya Sağlık Örgütü, 1993).
Kaygı bozukluklarının temel ve en belirgin özelliği insanı yetersizleştiren yoğunluktaki gerçek ve rasyonel olmayan korku ya da kaygılardır. DSM-IV-TR’de yedi temel kaygı bozukluğu tipinden biri de OKB’dir. Bu farklı bozuklukları birbirinden ayıran en önemli şey kişilerin yaşadıkları korku/paniğe karşı kaygı belirtilerinin derecesi ve en çok etkilendikleri nesne yada durum tipleridir. OKB’si olan kişilerde zorlayıcı düşünce ve imgelere tepki olarak yoğun kaygı veya rahatsızlıklar yaşayabilirler. Ayrıca kaygıyı azaltmak için kendilerini ayin niteliğinde kompulsif eylemlerin içinde bulabilirler (Butcher, 2011).

ICD-10’a göre Obsesif-Kompulsif Bozukluk Tanı Ölçütleri

1) İnsanın kendi dürtüleri yada düşünceleri olarak tanımlansa da ego-distonik özellik gösterir. Yani kişi bu düşünceleri ve dürtüleri mantıksız ve anormal bulmaktadır.
2) İnsanın birden fazla karşı duramadığı düşünceleri olsa bile en az bir tanesine karşı koymakta başarısızlık yaşaması gerekmektedir.
3) Düşünce veya davranış zevk verici olmamalıdır (anksiyetenin veya gerilimin azalması zevk olarak değerlendirilemez).
4) İmaj, dürtü ya da düşünce rahatsızlık verecek biçimde tekrarlayıcı olmalıdır (Dünya Sağlık Örgütü, 1993).
Bunlar depresyonda görülen “ruminasyonlarla” karıştırılmamalıdır. Zira depresyon OKB’ye en fazla komorbidite gösteren rahatsızlıktır.

OKB Dsm-V Tanı Ölçütleri

A. Takıntıların (obsesyonların), zorlantıların (kompulsiyonların) ya da her ikisinin birlikte varlığı:
Takıntılar (obsesyonlar) (1) ve (2) ile tanımlanır:
1) Kimi zaman zorla ve istenmeden geliyor gibi yaşanan, çoğu kişide belirdin bir kaygı ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler, itkiler ya da imgeler.
2) Kişi, bu düşüncelere, itkilere ya da imgelere aldırmamaya ya da bunları baskılamaya çalışır ya da bunları başka bir düşünce ya da eylemle yüksüzleştirme (bir zorlantıyı yerine getirerek) girişimlerinde bulunur.

Zorlantılar (kompulsiyonlar) (1) ve (2) ile tanımlanır:

1) Kişinin takıntısına tepki olarak ya da katı bir biçimde uyulması gereken kurallara göre yapmaya zorlanmış gibi hissettiği yinelemeli davranışlar (örneğin; el yıkama, düzenleme, denetleyip durma) ya da zihinsel eylemler (örneğin; dinsel değeri olan sözler söyleme, sayı sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme).

2) Bu davranışlar ya da zihinsel eylemler, yaşanan kaygı ya da sıkıntıdan korunma ya da bunları azaltma yada korkulan bir olay yada durumdan sakınma amacı ile yapılır; ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler yüksüzleştireceği ya da korunulacağı tasarlanan durumlarla gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir ya da açıkça aşırı bir düzeydedir.

Not: Küçük çocuklar bu davranışlarının yada zihinsel eylemlerinin amaçlarını dile getirmeyebilirler.

B. Takıntılar ya da zorlantılar kişinin zamanını alır (Örn. günde bir saatten çok zamanını alır) ya da klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye hazır olur.
C. Takıntı- zorlantı belirtileri, bir maddenin (kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojisiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
D. Bu bozukluk, başka bir ruhsal bozukluğun belirtileri ile daha iyi açıklanamaz (örneğin; yaygın kaygı bozukluğunda olduğu gibi aşırı kuruntular; beden algısı bozukluğunda olduğu gibi dış görünümle aşırı uğraşma; biriktiricilik bozukluğunda olduğu gibi sahip olduklarını elden çıkartmakta ya da onlarla ilişkisini kesmekte güçlük çekme; trikotillomanide (saç yolma bozukluğu) olduğu gibi saçını yolma; deri yolma bozukluğunda olduğu gibi derisini yolma; basmakalıp davranış bozukluğunda olduğu gibi basmakalıp davranışlar; yeme bozukluklarında olduğu gibi törensel yeme davranışı; madde ile ilişkili ve bağımlılık bozukluklarında olduğu gibi maddeleri yada kumar oynamayı düşünüp durma; hastalık kaygısı bozukluğunda olduğu gibi bir hastalığın olduğunu düşünüp durma; cinsel sapkınlık bozukluklarında olduğu gibi cinsel itkiler ya da düşlemler; yıkıcı bozukluklarda, dürtü denetimi ve davranım bozukluklarında olduğu gibi dürtüler; yeğin depresyon bozukluğunda olduğu gibi suçlulukla ilgili düşünsel uğraşlar; şizofreni açılımı kapsamında ve psikozla giden diğer bozukluklarda olduğu gibi düşünce sokulması ya da sanrısal uğraşlar ya da otizm açılımı kapsamında bozuklukta olduğu gibi yinelemeli davranış örüntüleri).

Varsa belirtiniz:

İçgörüsü iyi ya da oldukça iyi: Kişi, takıntı-zorlantı bozukluğu inanışlarının kesinlikle ya da olasılıkla gerçek olmadığının ya da olmayabileceğinin ayrımındadır.

İçgörüsü kötü: Kişi, takıntı-zorlantı bozukluğu inanışlarının olasılıkla gerçek olduğunu düşünür.

İçgörüsü yok/sanrısal inanışlar: Kişi, takıntı-zorlantı bozukluğu inanışlarının gerçek olduğunu kesin olarak inanmaktadır.

Varsa belirtiniz:

Tikle ilişkili: Kişinin o sırada ya da geçmişte bir tik bozukluğu öyküsü vardır.

Tanımlayıcı Epidemiyoloji (Descriptive Epidemiology)

Yaygınlık ve Sıklık (Prevalence and Incidence)

Epidemiyolojik çalışmalarda OKB’nin yaşam boyu yaygınlığı % 1-3 (Bebbington, 1998) olarak bildirilmektedir. Bu sonuç diğer kültürler içinde geçerliliğini korumaktadır (Çilli, 2004). Subklinik OKB oranı ise % 2 olarak bildirilmektedir. Burada etkilenenler daha az psikososyal bozulma yaşamaktadırlar. Buna rağmen sağlıklı olan kontrol gurubuna kıyasla kişilerin yaşam doyumunun daha az olduğu görülmektedir (Grabe, 2001).

Farklı ülkelerde sürdürülen epidemiyolojik çalışmalarda saptanan yaşam boyu yaygınlığın % 1,9 – 2,5 arasında değişmekte olduğu belirlenmiştir (Weissman vd.,1994: 7). Türkiye’nin kalabalık illerinden biri olan Konya’da sahada yapılan bir çalışmada, 3000 erişkin üzerinden OKB yaygınlığı % 3 olarak bulunmuştur (Çilli vd., 2004: 369). TPD’nin toplum içerisinde yaptığı araştırmalar sonucunda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü saptanmıştır. Fakat birçok kişi belirtilerin hafif olmasından kaynaklı veya hastalıklarını gizlemek istemeleri ve hiç kimseye belli etmek istememeleri veya uzun yıllar süren rahatsızlıklarına alışmış olmaları sonucu profesyonel yardıma başvurmamalarının sebeplerindendir (Köroğlu, 1995). OKB’nin hetorejen yapısı ve klinik olmayan obsesif düşüncelerle kinik olanların güçlükle birbirinden ayırt edilebilmesi bu olguların hastalıkla ilişkilendirilmesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle obsesif belirtilerine rağmen daha az insan, klinik yardım aramaktadır (Selvi vd., 2010:

Obsesif Kompulsif Bozukluk Hangi Yaşlarda Başlar?

OKB’nin ortalama başlangıç yaşı geniş bir aralıkta seyretmektedir.  Bozukluk kadınlara göre erkeklerde birkaç yıl daha erken başlamaktadır.

Çocukluk ve ergenlik çağında görülen OKB oranı erkeklerde kadınlara göre 1,5 – 2,5 kat daha fazladır.

Rahatsızlık çoğunlukla çocukluk döneminde veya adolesan döneminde ortaya çıkmaktadır. Sayar ve arkadaşlarının çalışmasına göre erkeklerde başlangıç yaşı 18,3±6,9 iken kadınlarda yaş aralığı 24,5±9,4 olarak bildirilmiştir.

Sayar ve arkadaşlarının (1999) yaptığı başka bir araştırmada ise obsesyonların dağılımı şöyledir; kirlenme/bulaşma, günlük etkinlikler (emin olamama/şüphe) ve cinsel obsesyonlardır. En sık rastlanan kompulsiyonlar ise, yıkama, kontrol etme-güvenlik ve günlük etkinlikler olarak tespit etmişlerdir (Sayar, 1999).

Calamari ve arkadaşlarının (2004) Y-BOKÖ ile yaptıkları çalışmada en sık görülen obsesyonlar ve kompulsiyonlar sırasıyla kirlenme/bulaşma, zarar verme, biriktirme, sabit fikirlilik, simetri, emin olamama olarak belirlenmiştir. Belirtileri de yetişkinlikte görülen belirtilerden ayırt edilemeyecek kadar benzerdir (March ve Leonard, 1998). İlk hastalanma yaşı olarak kadın ve erkekte geç adolesan evresine denk gelen 20’li yaşların başlangıç dönemi gösterilse de, hastalığın çıkış yaşı çok daha ileriki yıllara yayılmaktadır. Buna neden olan en önemli faktör hastaların profesyonel yardım aramakta gecikmeleri gösterilmektedir. Çeşitli çalışmalardan anlaşıldığı üzere, hastalığı % 50-70 oranında yaşam olayları veya stres faktörleri (Örneğin; hamilelik, cinsel problemler, yakınını kaybetme) sonucu ortaya çıkmaktadır.

OKB’nin sosyodemografisi ile ilgili olarak Manisa Psikiyatri ve ABD’de yapılan örneklem hasta sayısı 96 ve erkek sayısı 24 (% 25), kadın sayısı 72 (% 75) olan araştırma sonuçları; hastalığın ortalama başlangıç yaşı 23,89±11,3 (aralık=7-60 yaş), hastalığın ortalama süresi 9,3±28 yıl (aralık=1-36 yıl) olarak bildirilmiştir. Obsesyon kompulsiyon dağılımı açısından bakıldığında erkek hastalarda saldırganlık (% 70,8) ve diğer obsesyonlar adı altında sınıflanan bilme anımsama gereksinimi, uğurlu-uğursuz sayılara inanma ve batıl inanışlar (% 62,5), kirlenme obsesyonu (% 58,3) ve simetri obsesyonu (% 54,2) ile en sık rastlanan obsesyonlar olduğu belirlenmiştir. Erkeklerde en çok rastlanan kompulsiyonlar; yineleyici törensel davranışlar (% 54,2), temizlik-yıkama kompulsiyonu (% 50,0), kontrol kompulsiyonları (% 45,8) ve dokunma gereksinimi, abartılı liste hazırlama, batıl davranışlar gibi diğer kompulsiyonlar başlığında toplananlar (% 37,5) olarak belirtilmektedir. Kadınlarda ise saldırganlık obsesyonları (% 75), kirlenme (% 59,7), simetri (% 59,7), kuşku obsesyonları (% 58,3) en sık görülen obsesyonlar olarak bildirilmiştir. En sık görülen kompulsiyonlar olarak temizlik-yıkama (% 69,4) kontrol kompulsiyonları (% 54,2), tekrarlayıcı törensel davranışlar (% 47,2), diğer kompulsiyonlar (% 41,7). Kadınlarla erkekler arasında anlamlı bir fark bulunan tek obseyon biriktirme obsesyonudur. Bu obsesyon kadınlarda erkeklere göre daha yüksektir.

Obsesif Kompulsif Bozukluğun Cinsiyete Göre Dağılımı

Çeşitli epidemiyolojik çalışmalara göre kadınlarda OKB’nin yaşam boyu yaygınlığının daha fazla olduğu bildirilmektedir (Grabe, 2000).

1999 yılında Skoog & Skoog yaptığı çalışmada 20 yaşın altında erkeklerin hastalanma yaşının kadınlara göre (erkekler % 44, kadınlar % 22) anlamlı bir biçimde daha yüksek olduğu bildirilmiştir.

2012 yılında Wittchen ve Jacobi tarafından yürütülen, 5.318 kişi ile gerçekleştirilen geniş çaplı bir araştırmaya göre 18 yaşın üstündeki kadınlarda yaşam boyu prevelansı % 4,2, erkeklerde ise % 3,5 olarak bildirilmiştir.

İran’da, Muhammedi ve arkadaşları tarafından 25.180 kişi ile 18 yaşından büyük kadın ve erkeklerde yapılan çalışmada OKB’nin yaşam boyu prevelansı kadınlarda % 3,4, erkeklerde ise % 2,3 olarak bildirilmiştir. Bazı çalışmalarda ise kadınların erkeklere oranla daha yüksek bir oran göstermesi erkeklerin profesyonel yardım arama sıklığının düşük olmasından kaynaklandığı savunulmaktadır.

Khanna ve Channabasavanna obsesyonlar ve kompulsiyonların içeriği ile ilgili kapsamlı bir çalışma yapmışlardır. En yaygın kullanılan sınıflandırma biçimi bu çalışmaya dayanmaktadır. Çalışmadaki obsesif kompulsif belirtilerin içerik sıralaması şöyledir: Obsesyonlar; bulaşma/kirlenme, günlük etkinlik, saldırganlık, cinsel, somatik ve dini. Kompulsiyonlar ise; yıkama, kontrol/güvenlik, günlük etkinlikler, sayma, tekrarlayıcı törensel davranışlar, dokunma, utandırıcı davranışlar şeklindedir.

Demet ve arkadaşları (2005) yaptıkları araştırmada erkeklerde en sık görülen obsesyonları sırasıyla; saldırganlık, uğurlu-uğursuz sayılar/batıl inançlar (büyüsel düşünce) ve diğer obsesyonlar, kirlenme, simetri/düzen olarak tespit etmişlerdir. Yaptıkları bu çalışmada en sık görülen kompulsiyonları; yineleyici törensel davranışlar, temizlik/yıkma ve kontrol kompulsiyonları olarak tespit etmişlerdir. Aynı çalışmada kadınlar için sırasıyla obsesyonlar şöyledir; saldırganlık, kirlenme, simetri ve kuşkudur. Kompulsiyomlar ise; temizlik/yıkama, kontrol en sık görülenler olarak belirtilmiştir.

Beşiroğlu ve arkadaşları (2004) sağlık yardımı arayan ve aramayan hastalar arasında belirtilerin yoğunluk açısından farklı olduğunu bularak, yoğunluğun rahatsızlığın merkezinde olduğu fikrini (Goodwin vd., 2002) doğrulamışlardır.

Yoğunluğun belirleyici bir faktör olması nedeniyle bu çalışmanın örneklem gurubu olan sağlıklı kadınlarda ve sağlıklı erkeklerde obsesif-kompulsif belirtilerin yoğunluğunun eşit düzeyde olması beklenmektedir.

Obsesif Kompulsif Bozuklukta Sosyokültürel Farklılıklar

Yapılan çalışmalara göre farklı kültürlerde şaşırtıcı derecede kültürün etkisiyle oluşan OKB içerikleri tanımlanmaktadır. Bu çalışmalardan anlaşıldığı kadarıyla sosyo kültürel faktörler belirtilerin detaylarını etkilemektedir (Fontenelle, 2004). Örneğin dini içerikli obsesyonlar ve kompulsiyonlar kişinin ait olduğu dinin kurallarına göre şekillenmektedir (Tek ve Uluğ, 1995) veya bulaşma-kirlenme obsesyonları da kültürün değerlerine göre farklılık gösterebilir.
Hastaların büyük bir kesiminin hekim veya psikiyatri uzmanları yerine bunların dışında mercilere başvurmaları OKB’nin bizim toplumumuzda diğer psikiyatrik rahatsızlıklara oranla daha az tanındığı kanısını oluşturmaktadır. Özellikle bulaşma obsesyonu ve yıkama/temizleme kompulsiyonu başta olmak üzere toplumumuzda OKB belirtilerinin kişinin huyu karakteri olarak görülmesinin bu rahatsızlığın hastalık olarak algılanmasını engellediği akıllara gelebilir.

OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) Nedenleri?

# Psikososyal Etkenler

OKB’yi anlamadaki önemli kavramlardan biride sosyal öğrenmedir. Bu kurama göre anksiyete iç çatışmalardan çok dış olaylardan etkilenir. Kişi pek çok durumun kendi elinde olmadığını hisseder (Atkinson vd., 1995).

# Genetik Etkenler

OKB’de genetik etkiyi bulmak için ikiz çalışmalarına yer verilmiştir. Yapılan ikiz çalışmalarının sonuçlarına göre tek yumurta ikizlerinde eş hastalanma düzeyi çift yumurta ikizlerinden daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmalardan elde edilen olumlu neticeler ve ayrışım analizinde vurgulanan tek gen bölgesi modeli, OKB riskini arttırabilecek başka aday genler üzerine araştırma yapılmasını sağlamıştır. İlişkilendirme çalışmaları ile nörotransmitter metabolizmasına ait genler ile nörogelişimsel yolaklar incelenmiştir.

Yapılan araştırma sonuçlarına göre OKB’li kişilerin ailelerinde kontrol gurubu ailelerine göre 3-5 kat daha fazla oranda obsesif kompulsif semptomlar olduğu bildirilmiştir.

Obsesif-Kombulsif Bozukluk ve Beyin Görüntüleme Çalışmaları

Bu çalışmaların sonuçlarına göre, orbitofrontal korteks, anterior singulat girus ve bazal gangliyonlarda yapısal ve işlevsel anormalliklerin varlığı gözlemlenmiştir (Tükel, 2009). Bazal ganglia ve amigdala limbik sisteme bağlanırlar. Limbik sistem duygusal davranışları denetler. OKB’li kişilerden alınan PET taramalarından elde edilen bulgular, frontal korteksin iki bölümündeki (orbital frontal korteks ve singulat frontal korteks/girus) etkinliğin yüksek düzeyde olduğunu göstermektedir. Her ikisi de limbik alanla bağlantılıdırlar. Ayrıca OKB’si olan kişilerde bazal ganglianın bir parçası olan alt kortikal kuyruklu çekirdekte aşırı derecede yüksek etkinlik bildirilmiştir. Beynin bu ilkel kesitleri, cinsellik, saldırganlık ve temizlik gibi ilkel davranışların yürütülmesinde etkindir (Butcher vd., 2011). Eğer belirtiler, obsesif düşünceyi harekete geçiren uyaranlar tarfından provake edilirse bu alanlardaki etkinliğin daha da yükseldiği görülmektedir. Öyleki “obsesyonların malzemesi” diyebileceğimiz, cinsellik, saldırganlık, temizlik ve tehlike gibi ilkel dürtüler, orbital frontal korteksten kaynaklanmaktadır (Baxter vd., 1991). Bu dürtüler normal şartlarda kortigo-basal-gangliyonik-talamik kesitten geçtiği esnada kuyruklu çekirdek tarafından filitrelenir. Filitrelenen dürtülerden sadece en güçlü olanı talamusa ulaşabilir. Bazal gangliya isimli yapılar kümesinin bir elemanı olan kuyruklu çekirdek/korpus sriatum hedefe yönelik istemli hareketlerin yürütülmesinde görev almaktadır (Butcher vd., 2011).

Bilişsel Davranışcı Model

Carr, obsesif-kompulsif bozuklukta bilişsel görüşü ortaya atan kişidir. Aşırı abartılı tehtit oluşturan düşüncelerin varlığından söz eder. Düşüncelerin abartılı değerlendirmelerinin neden olduğu endişe ve istenmeyen şekilde biteceği varsayılan duruma engel olmak için törensel davranışlar başlar (Carr, 1974).

Obsesif-kompulsif bozuklukta ağırlıklı olan davranışsal öğrenme kuramı, Mowrer’in iki süreçli kaçınmayı öğrenme kuramıdır (1947). Bu kuram Miller ve Dollard (1950) tarafından obsesif-kompulsif belirtiler ile ilişkilendirilmiştir. Mowrer’in kuramına göre nötr uyarıcılar klasik koşullanma yoluyla korkutucu düşünce veya deneyimlerle bağdaştırılmaktadır. Bunun sonucunda kişide kaygı başlamaktadır. Örneğin kapı kollarına dokunma ya da el sıkışma gibi eylemler “korkutucu” kirlenme düşüncesiyle bağdaştırılmaktadır. Bu ilişkinin bir kez kurulmasının ardından her el sıkıştığında veya kapı koluna dokunduğunda oluşan rahatsızlığın giderilmesi için yapılan el yıkama kompulsiyonunun rahatlattığının fark edilmesi sonucu kişi bu tutumunu defalarca tekrarlamayı göze almaktadır. Kaygıyı azalttığı için, kaçınma tepkisi olan yıkama davranışı pekiştirilmiştir (Rachman, 1978). Bu görüşe göre obsesif kompulsif semptomların oluşumu ve sürdürülmesi bilgiyi işleme tarzıyla ilgili görülmektedir. OKB mağdurları sağlıklı kişilerle karşılaştırıldığında, OKB’lilerin bilgiyi işleme biçimlerinin belirgin bir şekilde işlevsiz olduğu görülmüştür.

Bir diğer bilişsel modelde metakognisyondur. Metakognisyonlar Rachman tarafından (1986) vurgulanan “thought ation fusion” (eğer birini öldürmeyi düşünüyorsam, bu birini öldüreceğimin kanıtıdır) kuramına dayanır. Bu kuram “thought event fusion” (örneğin; sapık düşüncelerimin olması benim sapık olduğum anlamını taşır), “thought object fusion” (olumsuz/negatif düşüncelerim nesneleri etkiler) ile geliştirilir. Bütününde bilişsel davranışcı model bilişsel bileşenlerin anlamını (bilgi işleme, değerlendirme, inanma), aynı zamanda öğrenme deneyimlerini (örneğin; rahatsız edici hisleri ritüellerle azaltmak), rahatsızlığı oluşturan veya sürdüren faktörler olarak incelemektedir.

Psikodinamik Model

Feud, obsesif kompulsif davranışları şöyle tanımlamaktadır; “hastanın zihni gerçekte kendisini hiç, ilgilendirmeyen düşüncelerle doludur ve kendisine yabancı gelen dürtüler hissetmektedir; arada bir karşı duramadığı eylemlere geçmek zorunda kalır. Zihnine takılan bu düşünceler (obsesyonlar) hasta için hiçbir anlam taşımaz ve saçma gelir. Bu düşünceler hiçbir zaman eyleme dönüşmese de hastanın bu düşünceleri anımsatan durumlardan sürekli kaçmasına neden olurlar. Hastanın kendi istemi dışında yaptığı davranışlar, günlük yaşamın olağan etkinlikleri olan yıkanma gibi eylemlerin abartılmış ve törensel biçimlerinden öteye gitmez; ne var ki; obsesif eylem veya kompulsiyon denilen bu zararsız davranışlar kişinin istemi dışında yapılırlar”

Çözümlenmemiş ödipal çatışmalar OKB’nin dinamiğinde rol oynar. Kişide daha önce gelişmiş olan anal fiksasyon anksiyete karşısında kendisi için güvenli döneme gerilemesine neden olur.

Regresyon, OKB’de önemli bir mekanizmadır. Böylece kişide konversiyon histerisi gelişmektense, obsesif kompulsif bozukluk gelişir.

Freud’a göre obsesif nevroz “sadist süperego’ ile “mazoşist ego” arasındaki ilişkidir. Bu durum oldukça çetin geçer öfkenin kontrol altında tutulabilmesi için sürekli yeni tepkiler geliştirmesi gerekir. Törensel davranışlar, kararsızlık ve düşünce karışıklıkları, dehşet verici bir eyleme karışma düşünceleri gibi. Obsesif-Kompulsif nevrozlarda baskıya alınmış kızgınlık hiçbir zaman dışarıya vurulmaz, sürekli kişinin içinde kalarak ona eziyet eder. Eğer kişi duygularını dışa vurabilseydi, bu eziyetten kurtulabilirdi. Obsesif nevrozdaki korku her zaman kızgınlığa galip geldiğinden içteki istek dışa vurulacağına kişinin kendisine karşı sadistce kullanılır. İşte bu durumun kökeninde anne ve babanın tutumunun büyük önemi vardır. Bir yandan çocuklarını katı bir disiplinle yetiştiren anne babalar öte yandan onlara karşı sonsuz özveride bulunurlar. Katı disiplin çocuğu engeller ve kırarken, aşırı düşkünlük çocuğu silahsız bırakır. Öyle ki çocuk “annem ve babam o kadar iyiler ki onlara kızgın bile olsam bunu dışa vurmamalıyım “hissine kapılır”.

Yani ödipal dönemde yaşanan dürtü ve isteklerden doğan çatışmalar terk edilerek anal dönemin ambivalans özelliğinin içine girilir. İçerisinde bulunulan bu iki değerlilik durumu karar verme sürecinde yaşanan tereddütlerle kendini ortaya koyar. Anal döneme ait savunma mekanizmalarından “yalıtma”, “yapma-bozma” ve “karşıt tepki oluşturma” OKB’nin şeklini belirler (Tükel, 2004). Bunlar ‘İd” dürtüsünün ortaya çıktığı çocukluk dönemindeki “Ben” e ait savunma mekanizmalarıdır (Freud, 2015). Anal dönemin başka bir özelliği büyüsel düşünce regresyonudur. Kişiler herhangi bir fiziksel eylem olmadan eylemin vuku bulmasını sağlayacaklarını zannederler (Sadock&Kaplan). Bunlar düşüncelerinin büyülü bir yanının olduğu kanısıyla korkuya kapılırlar. Obsesif-kompulsif durum aşırılığa gittiğinde bir bozukluk olarak tanımlanır. Aşırı tepkiler benliğin (ego) yetersizliğine bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Aşırı tepki sorunlu durumu kolaylaştırmak yerine daha da sorunlu hale getirir. Bu tepkiler çocukluk çağlarında ebeveynin kısıtlayıcı ve cezalandırıcı tutumuna bağlı olarak gelişir. Birbirini takip eden eylemlerle kişi gerilimi boşaltmaya çalışır.

Savunma Mekanizmaları

Obsesif Kompulsif nevrozlu bir insan, ilkel özellikteki saldırgan ve cinsel kapsamlı dürtülerini kontrol altına alabilmek için soyutlanma (isolation), tepki oluşturma (reaction formation), entellektüalizasyon ve yapma-bozma (undoing) mekanizmalarını birlikte kullanır (Geçtan, 2013).

Dürtüler, alt benlikten benliğe geçtiklerinde, benlikte düşüncelerin birbiriyle ilişkilerinde ikincil süreç egemen olduğu için dolaysızca doyum yoluna gidemezler. Onlardan gerçekliğin gereklerini ve bunun ötesinde üst benlikten kaynaklanan ahlaki yasaları göz önünde bulundurmaları istenir. Sonuçta dürtüler beğenilmemek tehlikesiyle karşılaşır, eleştiriye uğrar, reddedilir ve üzerlerinde yapılacak her türlü değişikliğe boyun eğerler. Benliğin bu durumda amacı, sınırlarının korunmasını sağlayacak uygun savunma önlemleriyle dürtüleri sürekli olarak felce uğratmaktır. Benlik savunması başarıya ulaştığı taktirde, alt benliğin saldırısı son bulur ve ruhsal ateşkes yeniden kurulmuş olur.

  • Karşıt Tepki Oluşturma (Reaction-Formation)

Obsesyonel nevrotiklerde Dürtüsel kirlilik ve düzensizlik isteklerine karşı titizlik tutumu ve düzenli olma eğilimleri baş gösterir. Ambivalansa bağlı çatışmaların sık olduğu obsesyonel nevrozlarda, iki çatışan duygudan biri fazlaca yoğunlaşırken diğeri kaybolmaktadır. Duygunun abartılı derecesi, mevcut olanın sadece kendisi olmadığını, diğer zıt duygunun baskı altında tutulduğunu ortaya koyar. Bunlar asıl dürtülerin aksine davranışların sergilendiği durumlardır. Kişi aslında davranmak istediği biçimin tam tersine davranış örüntüleri geliştirir. Nefret duygusuna karşı koyabilmek için onun tam tersi olan sevecenlik yönünü ortaya çıkarır. İçindeki kaba eğilimlerin önüne geçmek için oldukça nazik olmak gibi tutumlar sergiler. Bu durumda ortadan kaybolan istenmeyen tutum bilinç dışında varlığını sürdürür. Görünürde nefretin yerini sevgi, zalimliğin yerini nezaket, inatçılığın yerini itaatkarlık alır.

  • Yapma Bozma

Obsesyonel nevrozlar için tipik bir mekanizma olan yapma-bozma iki aşamalı semptomlarda görülür. Bu nevi semptomlarda bir eylem diğeri ile bozulur. Bunu yapmaktaki amaç sanki hiçbir eylem yapmamış gibi olmaktır (Tükel). Örneğin halk arasında uğursuzluğu ve kötü bir şeyi önlemek için “maşallah” deme, tahtaya vurma bazı yapma bozma eylemlerine örnektir.

  • Yalıtma (Isolation)

Yalıtma obsesyonel nevrozlar için tipik olan bir diğer savunma mekanizmasıdır. Düşünceler onlara eşlik eden duygudan yalıtılır. Örneğin “annem bir kaza geçirecek” şeklindeki obsesyonel bir düşüncenin bilince ulaşması, eşlik ettiği duygulardan yalıtılmasıyla mümkün olabilir. Kişi, duygunun eşlik etmediği bu tarz bir düşünceyi, kendinden uzak bulur; isteği dışında aklına zorla getirdiği şekliyle yaşar.

Biyokimyasal Araştırmalar

Seratonerjik Sistem: Obsesif-Kompulsif bozuklukta nörotransmitter seviyesinde bir bozulmanın söz konusu olabileceği varsayımından hareketle yapılan çalışmalarda, merkezi seratonerjik sistemdeki bozulmanın etiyolojide etkili olduğu ileri sürülürmüştür. Seratonin geri alımını engelleyen klomipramin, fluoksetin, fluvoksamin, sertralin gibi ilaçların OKB belirtilerini azaltması bu görüşü desteklemektedir. Fakat seratonin varsayımı OKB patogenezinin açıklanması için gerekli olmakla beraber yetersizdir. OKB patogenezinde seratonine ilaveten dopamin nörotransmisyon sistemininde varlığı çeşitli çalışmalarla ortaya konulmuştur.

OKB ve Düşüncelerin Yanlış Yorumlanması

Rachman’ın bilissel kuramında; istenmeyen zorlayıcı düşünce, imge ve dürtülerin evrensel olarak yaşandığı vurgulanmış ve kendiliğinden ortaya çıkan istenmeyen düşüncelerin, kişinin bu zorlayıcı düşüncelerini kişisel olarak anlamlı ve tehdit edici bir tarzda yanlış yorumlaması durumunda, bu zorlayıcı düşüncelerin obsesyonlar (Bakınız: Obsesyon Nedir?) için temel teşkil edeceği belirtilmiştir.

Rachman’ın kuramının ana noktasını kisinin zorlayıcı düşünce, imge ve dürtülerinin anlamını felaketleştirerek yanlış yorumlanması oluşturur. Obsesyonlar anlamın yanlış yorumlanması sürdükçe devam eder, yanlış yorumlamalar zayıfladığında ya da ortadan kalktığında ise azalır.

Felaketleştirerek yanlış yorumlamaya bir kaç örnek vermek gerekirse; kisinin tekrarlayıcı şekilde, yakın arkadaşlarının küçük çocuklarına karsı zarar vermeyle ilgili düşünce ve imgelere sahip olması durumunda, kisinin kendisini potansiyel bir katil, şeytansı ve değersiz bir insan olduğu seklinde yorumlayabilmesidir. Ya da gayet dindar birinin dini değerler ya da kisiler hakkında yinelenen müstehcen imgelerinin olması, kisinin kendisinin ikiyüzlü, aslında dini inanç ve duygularının sahte olduğu ya da ahlaksız biri olduğu yorumlarına sebep olmasıdır.

Pek çok obsesif hastanın intruzyonlar hakkındaki felaketleştirerek yorumlamaları daha geniş ve kapsamlı olabilmektedir. İntruzif düsünce, imge ve dürtüler obsesif hasta tarafından kişiliklerinin ya da karakterlerinin saklı bir parçası olarak değerlendirmektedirler. Hastalar için bu düşüncelere sahip olmak, kişilerde güvenilmezim, ahlaksızım, şeytanım, deliyim gibi yargıları oluşturmaktadır. Bazen de bu ayrıntılı yorumlamalar, kişide kontrolünü kaybedeceği, insanlara fiziksel zarar vereceği, ahlaksızca davranışları nedeniyle topumdan dışlanacağı gibi özel korkulara neden olabilmektedir.

Zorlayıcı düşünce, imge ve dürtülere verilen önem ve felaketleştirerek yanlış yorumlamalar neticesinde hastalar çeşitli kaçınma davranışları geliştirirler. Örneğin, çocuklarını bıçaklama seklinde yineleyici imajları olan bir hastanın kesici aletlerden uzak durması ve mutfağa güvenilir birinin eşliğinde girmesi gibi.

OKB’de Düşünce-Eylem Kaynaşması

Düşünce-eylem kaynaşması kişinin bir şeyi düşünmekle yapmanın ahlaki olarak eşit görmesi ve/veya bir şeyi düşünmenin korkulan olayın olabilirliğini arttırdığını düşünmesi ya da buna inanması olarak tanımlanmıştır.

Abramowitz ve arkadaşları ise düşünce-eylem kaynaşmasını; bireylerin istenmeyen, intruzif düşüncelerine özel bir
önem vermesi ve bu düşüncelerin yanlış yorumlanmasına etki ettiği düşünülen bilişsel bir yanlılık olarak tanımlamışlardır.

DEK; DEK-Ahlak ve DEK-Olabilirlik olmak üzere iki boyuttan oluşmaktadır. DEK-Ahlak; bir kisinin kabul edilemez, istenmeyen, intruzif düşüncelere sahip olmasının kendini, o eylemi yapmış gibi düşünmesidir. Örneğin kutsal yerlerde küfrettiğini düşünmek gerçekte kutsal bir yerde küfretmek kadar kötüdür.

DEK-Olabilirlik; kabul edilemez, istenmeyen, girici düşünceler o durumun ortaya çıkma olasılığını artırır inancıdır. DEK-Olabilirlik boyutu da iki alt boyutta ele alınır.

Bunlardan ilki DEK-Olabilirlik-Kendisi’dir. Bu boyutta kişi düşüncelerinin kendisine yönelik olumsuz olayları ortaya çıkarma olasılığını artırdığına inanır. Örneğin kisi hasta olacağına yönelik bir düşünceye sahipse bu onun hasta olma olasılığını artırır. Diğer boyut DEK-Olabilirlik-Diğerleri’dir. Bu boyutta ise kişi, düşüncelerinin diğer insanlara yönelik olumsuz olayları ortaya çıkarma olasılığını artırdığına inanır. Örneğin; bir arkadaşımın hasta olduğunu düşünürsem bu onun hasta olma olasılığını artırır.

Obsesif Kompulsif Bozukluğun bilişsel teorisine göre, DEK açısından gözlenen bu bilişsel yanlılıklar bireylerin sorumluluk algılarını tetiklemekte ve sonuçta DEK iki nedenden dolayı OKB için önemli olmaktadır. Birincisi eğer birey, üzücü olayları düşünmenin gerçekte bunun olma olasılığını artıracağına inanırsa (DEK-Olabilirlik) olası negatif sonucu engellemek için bazı davranışlarda bulunabilir (kaçınma, kompulsif törenler gibi).

İkinci olarak eğer birey girici düşüncelere sahip olmanın ahlaken o davranışı yapmaya denk olduğuna inanırsa (DEK-Ahlak) bu sefer sahip olduğu bu düşünceler nedeniyle sıkıntı duyulabilir. Böylece olumsuz olayların gerçekleşmesine yönelik algılanan sorumluluk ve DEK’in iki alt boyutu, suçluluk duyguları yaratarak OKB’nin gelişmesinde ve devamında rol oynayabileceği belirtilmiştir.

OKB’de Abartılı Sorumluluk Algısı

Salkovskis’in Abartılı Sorumluluk Modelinde obsesyonların oluşumu ve devamında merkezi bilişsel özellik olarak sorumluluk: ‘’kişisel olarak, önemli olumsuz sonuçların oluşmasında ya da önlenmesinde düşüncelerin gücünün odak (esas) olduğuna olan inanç olarak tanımlanmıştır. Bu sonuçlar, gerçek dünyada ve /veya ahlaki seviyede güncel olabilirler’’. Sıkıntı ya da kaygının asıl kaynağı intruzif düşünce imge ya da dürtülerin içeriği değil bunları abartılmış bir sorumluluk algısıyla değerlendirmektir. Abartılı sorumluluk değerlendirmesi olmaksızın ise zorlayıcı düşünce, imge ve dürtülerin, klinik obsesyonlara dönüşmeyeceği varsayılmaktadır.

Salkovskis‘in modelinde zorlayıcı düsüncenin bir obsesyona ilerlemesinde üç değişkenin etkileşimi vurgulanmıştır. Bunlar; abartılmış sorumluluk algısı, yansızlaştırma ve göze çarpma (dikkati çekme) (salience).

Zorlayıcı düşünceler, bu düşünceleri yorumlama sürecinde dikkat odağı haline gelmekte ve zorlayıcı düşünceler kişisel sorumluluk algısıyla zorlayıcı düşüncelere kişisel ilgi ve dikkat doğurmaktadır. Bu modelde ‘’göze çarpma, dikkat odaklanması, salience)’’; edinilmiş kişisel bir ilgidir. Sonuçta; sorumluluk yorumlamaları, korku, yansızlaştırma ve kişisel ilgi kombinasyonları zorlayıcı düşünce, imge ve dürtüleri obsesyonlara dönüştürmektedir. Yansızlaştırma ise, sorumluluk algısını azaltmaya ya da yok etmeye yönelik istemli olarak açık ya da kapalı, davranışsal ya da zihinsel aktiviteler (kompulsif davranışlar ve düşünce ritüelleri) olarak tanımlanmıştır.

Abartılı sorumluk modelinde, OKB hastaları itruzyonların oluşmasını, yansızlaştırma girişimlerinin oluşumuna dek sonuçtan ya da zarardan sorumlu olabileceklerinin bir göstergesi olarak yorumlamaktadırlar. Yansızlaştırma oluştuktan sonra, sorumluluk ve sıkıntıda azalmaya neden olduğunu algıladığı için bunları sürdürmektedirler. Bu yansızlaştırma çabaları da paradoksal olarak bu düşüncelerin sıklığını ve düşüncelere olan dikkati arttırmaktadır. Bu paradoksal siklus da artarak obsesyonların oluşumuna dek devam etmektedir. İstenmeyen, girici düşünceleri baskılamak için ortaya konan ve başarısızlıkla sonuçlanacak olan çaba, obsesyonla ilişkili sıkıntıyı arttırır. Böylece bu yaklaşım açısından da, artmış sorumluluk ve bu sorumluluğun obsesyonların sıkı biçimde kontrol edilmeye çalışılarak sürdürülmesi obsesif kompulsif bozukluk ile sonuçlanmaktadır.

OKB’de Düşüncelerin Baskılanması

Düşüncelerin bilinçli olarak bastırılması (supresyonu), OKB’nin gelişim ve devamında, OKB’nin önde gelen bilişsel davranışçı modellerinde kilit bir faktör olarak sunulmuştur. Düşüncelerin bilinçli olarak bastırılması (supresyon):
intruzif düşünce, dürtü veya imgeleri, zihinden uzaklaştırmak için kullanılan bir başa çıkma düzeneği olarak tanımlanmıştır.

İstenmeden gelen bu düşünce, dürtü ya da imgeleri bilinçli bastırma çabaları paradoksal olarak bu düşünceleri daha da güçlendirmektedir. Bu görüsün kökenleri Wegner, Schneider, Carter ve White’in ‘beyaz ayı’ olarak isimlendirilen deneysel çalışmalarına dayanmaktadır. Bu deneylerde katılımcılardan daha önce hayal edilen bir beyaz ayıyı 5 dakika süreyle düşünmemeye çalışmaları istenmiştir. Sonuçlar bilinçli bastırmanın etkisiz olduğunu ve kişinin istemli çabalarından sonra ‘beyaz ayı’ düşüncelerinin daha da sık geldiğini göstermiştir. Bu deneyler sonucunda bir obsesyonun hiçbir şeyden değil, bastırılmış bir düşünceden geliştiği belirtilmiştir.

Düşünce supresyon girişimleri süresince, artmış olan düşünce sıklığı “ani artış etkisi”, supresyon girişimlerinden sonraki relaksasyon (rahatlama) durumunda ki artmış düşünce sıklığı ise “rebaund etkisi” olarak tanımlanmıştır.

Wegner’in “ironic process” adıyla bilinen teorisinde düşünce baskılama girişimlerinin iki bilişsel süreç içerdiği ifade edilmiştir. Birincisi, dağınık (kisinin dikkatinde olmayan, distracter) düşünceler için kasıtlı (istemli) bir arayış ve hedef (bastırılmış) düşünceler için otomatik arayış. Sonuçta bilinçli olarak bastırılmış düşünce, bu iki bilişsel süreçle bastırılmaya çalışılan düşünceyi hedef haline getirmektedir.

OKB’nin bilişsel davranışçı modellerinde; düşünce baskılaması ile düşüncelerin yorumlanması, duygudurum, düşünce tekrarlamaları ve OKB belirtileri arasında dinamik bir etkileşim vurgulanmaktadır. Çeşitli çalışmalar ve OKB’nin bilişsel teorilerinden çıkarsanan sonuçlara göre düşünce baskılamasının etkileri hakkında su sonuçlar çıkarılabilir:

a- Düşünce sıklığında paradoksal bir artışa yol açmaktadır.
b- Düşüncelere ve düşünce süreçlerine karsı artmış kişisel dikkat oluşturmakta, böylece düşüncelerin tetiklenmesi fazla ilgi odağı haline gelmektedir.
c- Düşüncelere alışmayı sınırlandırmakta ve böylece düşüncelerin önemi hakkındaki aydınlanma (yeni öğrenmeler) engellenmiş olmakta.
d- Düşüncelerin anlamı hakkındaki olumsuz yorumlamalar düşünce baskılaması süresince artmakta ve kaçınılmaz düşünceler tekrar tekrar oluşmaktadır.

OKB’de Üst Biliş Yaklaşımı

Üst Biliş (metakognisyon) kavramı, bilişleri kontrol eden, düzenleyen ve değerlendiren üst düzey bilişsel yapı, bilgi ve süreçler olarak tanımlanabilir. Üst-biliş, kisinin kendi zihnindeki olay ve işlevlerin farkında olmasını, zihin olaylarını ve işlevlerini amaçlı yönlendirebilmesini içeren bir üst sistemdir. Diğer bir ifadeyle, kisinin ne bildiği hakkındaki bilgisi, ne düşündüğü hakkındaki düşüncesi veya kendi bilişsel süreci üzerine çevrilmiş gözüdür.

OKB’ye spesifik ilk üst bilişsel modeli öneren Wells ve Mathews (1994) olmuştur ve daha sonrasında Wells tarafından geliştirilmistir. Bu modelde üst biliş zorlayıcı düşünce, imge ve dürtülerin anlam ve önemi hakkındaki inançları ve yapılması zorunlu görülen ritüeller hakkında olumsuz çıkarımları temsil eder. Bu modelde Rachman’nın (1993) tanımladığı düşünce eylem kaynaşması da yer almaktadır. Fakat bu modelde başka metakognitif boyutlar da oluşturulmustur. Wells ve Mathews (1994)’in Yönetici fonksiyonların kişisel düzenlenmesi (regülasyonu)‘‘Self-Regulatory Executive Function (S-REF)’’ olarak bilinen metakognitif modelinde iki geniş alan ve üç değişik füzyon (kaynaşma) şekli tanımlanmıştır:

1- Düsüncelerin gücü, anlam ve önemi hakkındaki inançlar: Bu alandaki ana temalar zorlayıcı düşünce, imaj ve dürtülerle ilgili inançlardır:

TAF (Thought-action fusion/Düşünce eylem kaynaşması): Kisinin bir şeyi düşünmekle yapmayı ahlaki olarak eşit görmesi ve/veya bir şeyi düşünmenin korkulan olayın olabilirliğini arttırdığını düşünmesi ya da buna inanmasıdır.

TEF (Thought-event fusion/Düşünce olay kaynaşması): Obsesyonel düşüncelerin ya da şüphelerin tek başlarına olumsuz bir dışsal olaya sebep olabileceği hakkındaki inançtır.(Örneğin, birini öldürdüğümü düşünürsem bu o eylemi yaptığım anlamına ya da kötü şeyleri düşünmem beni kötü birine dönüştürecektir gibi)

TOF: (Thought-object fusion/Düşünce nesne kaynaşması): Düşünce ve hislerin nesnelere transfer edilebileceği hakkındaki inançtır. (Örneğin benim olumsuz düşüncelerim eşyaları kirletebilir gibi)

2-Düşüncelerin kontrolü ve/ya da ritüellerin yapılması zorunluluğu hakkındaki inançlar:

Bu alan obsesif düşüncelerle ilişkili yanlış yorumlama sonucu oluşan sonuçların etkisini azaltmak için uygulanması zorunlu ya da gerekli görülen ritüellere olan inançları içerir.

Bu teoride, OKB’nin gelişmesinde, düşüncelerin yorumlanması süreci neticesinde gelişen üst bilişsel inançların olduğu savunulmuştur. Üst bilişsel sistem, kişisel inançların düzenlenmesi üzerine kuruludur. Üst bilişsel inançlardaki bozukluklar bilişsel fonksiyonları ve düşüncelere verilen anlamları etkilemektedir. Böylece S-REF’in ‘‘Self-Regulatory Executive Function’’ (Yönetici fonksiyonların kişisel düzenlenmesi) kontrolündeki bozukluk çeşitli ruminasyon ve aktif kaygıya yol açabilmektedir.

Abartılı sorumluluk modeli gibi diğer etkili bilişsel teoriler ile üst bilişsel model arasında bazı benzerlikler vardır. Bununla beraber en önemli temel fark tedavide önemli farklılıklara yol açmalarıdır. Üst bilişsel model, düşünce ve düşünme süreçleri hakkındaki inançların temel olduğunu vurgular. Diğer bilişsel yaklaşım ve düzenlemelerden farklı olarak üst bilişsel inançlara odaklanır ve abartılı sorumluluk, mükemmeliyetcilik, belirsizliğe olan tahammulsüzlük gibi diğer alanları değiştirmeye kalkışmaz. Gerçekte bu tip düşüncelerin, maladaptif üst bilissel inançları ürettiği düşünülmüstür. Özellikle, bu modelde sorumluluk; üst bilisel inançların genişçe bir sonucu gibi görünmektedir ve obsesyonel problemleri açıklamada kısıtlı katkı sağladığı bildirilmiştir. Üst bilişsel modelde ‘’ailemin başına gelecek zararları önlemekle sorumluyum’’gibi düşük düzeydeki değerlendirmeleri modifiye etme gerekliliği yoktur. Bunun yerine psikoterapi, düşüncelerin gücü ve önemi hakkındaki inançlar gibi daha yüksek seviyedeki metakognitif süreçlere müdahaleye odaklanır.Ve bu inançlara olan net odaklanmanın, büyük terapotik başarılar sağlayacağı bildirilmiştir.

OKB ve Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçilik kisinin performanslarında yüksek standartlar oluşturması ve abartılmış kişisel kriterlere eğilimi olmasıdır.

Mükemmeliyetçilik hem tek boyutlu hem de çok boyutlu olarak kavramsallaştırılmıştır. Tek boyutlu tanımlamada normal ya da fonksiyonel mükkemmeliyetçilik ile nörotik ya da işlevsel olmayan mükemmeliyetçilik ayırımı yapılmıştır.

İşlevsel olmayan mükemmeliyetçilik; ahlak, kesinlik, performans gibi tüm alanlarda mükemmel(kusursuz) olma inancını tanımlar ve tüm kişisel çabalara rağmen doyumsuz bir yetersizlik hissi olarak tanımlanmıştır. İşlevsel olmayan mükemmeliyetçilik OKB’li hastalarda ve ailelerinde bir kisilik karakteri olması yanı sıra OKB’de bir risk faktörü olarak önerilmiştir. Dahası aşırı disfonksiyonel mükemmeliyetçilik obsesif kompulsif semptomatolojiyle ilişkilendirilmiştir. Çok boyutlu mükemmeliyetçilik 3 boyutta ele alınmıştır:

1-Kendilik odaklı mükemmeliyetçilik; kendisi ve davranışlarında yüksek standartların kurulması ve değer biçilmesi

2-Başkalarına odaklı mükemmeliyetçilik; önemli diğer kişilere (başkalarına) odaklı yüksek ve ağır standartlara sahip olmak

3-Toplumsal odaklı mükemmeliyetçilik; İnsanlar için gerçekçi olmayan yüksek standartlar belirlemek.

Kendilik odaklı mükemmeliyetçilik daha çok suç ve depresyonla ilişkilendirilmişken, toplumsal odaklı mükemmeliyetçilik anksiyete ve depresyonla ilişkilendirilmiştir. Başkalarına odaklı mükemmeliyetçiliğin ise öfke ve saldırganlığa yol açtığı düşünülmüstür.

OKB ve mükemmeliyetçilik görüşü arasındaki ilişkiye odaklanan az sayıda çalışma vardır. Bu çalışmalarda toplum odaklı mükemmeliyetçilik, kendilik odaklı mükemmeliyetçiliğe göre OKB ile daha çok ilişkili olduğu bulunmuştur.

Başkalarına odaklı mükemmeliyetçilik ile OKB arasında özel bir ilişki bulunmamıştır. Pek çok yazar mükemmeliyetçiliği, OKB gelişiminde gerekli ancak yetersiz bir özellik olarak önermiştir.

OKB tedavisi hakkındaki soru, yorum ve düşüncelerinizi yazının yorum kısmından benimle paylaşabilirsiniz. Mutluluklar.